|
Mersin’i yeniden kent
yapan liman ve gelecek 1800’lü yılların ortalarına doğru
Mersin’de yeniden bir kentin doğuşunun dinamiğini sağlayan
liman günümüz yaşamında da yalnız Mersin için değil Çukurova
ve çok daha büyük bir coğrafya için önem taşıyor. Dünya
politika ve ekonomik yaşamındaki gelişmelere bağlı olarak da
Ortadoğu’nun büyük limanlarından birisi olmaya aday görünüyor.Serbest
Bölge ve 2005 yılında özelleştirilen liman gelecekte
Mersin’in Türkiye sınırlarının ötesinde bir bölge
kenti olacağına işaret ediyor.
Mersin kent
merkezi Batısı Türkiye’nin ve Akdeniz’in en parlak
turizm merkezi Antalya, doğusu tarım ve sanayi yöresi Adana ile
çevrelenen ilin güneyi boydan boya Akdeniz; kuzeyini ise Anadolu
anakarasından Toros sıradağları ayırıyor. Akdeniz’in büyük
limanlarından birisi. Bir deniz ticaret merkezi, tarihin çok eski
dönemlerinde olduğu gibi.
Mersin’in iki yüzü Mersin’in eski mahallelerine,
eski çarşılara girince hem yapılar hem de insan ilişkileri bakımından
50 – 100 yıl öncelere yolculuğa çıkılmış gibi oluyor. Kısacık
bir yürüyüşle modern Mersin’e dönülüyor.Çarşı’da yaya
olarak dolaşmak çok keyifli. Rengarenk bir çarşı. Elbette
Mersin’in özgün lezzetleri olan meyan şerbeti satıcıları,
baharat dükkanları ile tantunici ve cezeryeciler.
Mersin
yakınlarındaki kaleler Çevreyi gezdikçe Ortaçağ ve
Bizans dönemi kaleleri sıkça göreceğiz. Bunların bir kısmı
Mersin çevresinde. Tırmıl (Tumil / Gotbes) Kalesi kent içinde,
Doğu Sebze Hali’nin doğusunda.Arslanköy, Belenkeşlik, Çandır
(Paparayn), Dümbelek, Evciler, Gözne, Hebilli, Hisar (Ziyarettepe),
Kale, Kalegediği. Kalelerin bazıları görece iyi durumda, bazılarından
ise çok az şey günümüze ulaşabilmiş.
SİLİFKE
KALESİ
Temel tespitlerine göre Helenistik veya erken Roma dönemine
ait oldugu anlaşılan kale,geçirdiği
onarım ve değişiklikler sonucu bugün bir Ortaçağ kalesi
görünümündedir.Silifke’ye hakim,185 m yüksekliğinde bir tepe
üzerinde yapılmış olan,etrafı kuru hendekle çevrili oval biçimdeki
kalenin içinde kemerli galeriler,su sarnıçları, depolar ve diğer
yapı kalıntıları bulunmaktadır.Ünlü gezgin Evliya Çelebi
Seyahatname’sinde, XVII.yy’da Silifke Kalesi’nin 23 burcu olduğunu,içinde
bir cami ve 60 ev bulunduğunu yazar.Ancak,burçların bir kısmı
ve kale içi tamamen yıkık durumda olduğundan tam tespiti yapmak
mümkün değildir.Halen görülebilen 10 adet burç mevcuttur.
TAŞKÖPRÜ
Şehir merkezinin ortasından
geçen Göksu (Kalykadnus) Nehri’nin üzerindedir. İ.S. 77-78 yıllarında
Kilikya valisi L.
Octavius Memor tarafından dönemin imparatoru Vespasianus ve oğulları
Titus ile Domitianus adına yaptırılmış olduğu 1870 yılında
yapılan bir onarımda bulunan taş kitabeden anlaşılmaktadır.
Yedi gözü bulunan ve Roma uygarlığı örneklerinden biri olan Taşköprü,Osmanlı
ve Cumhuriyet dönemlerinde onarım görmüştür.
ROMA TAPINAĞI
Şehir merkezinde bulunan ve doğu ile güney yanlarındaki sütun
tabanlıkları orjinal şekilde korunmuş olan tapınağın uzun
kenarında 14’er, kısa kenarında 8’er sütun bulunmaktaydı.Ancak,her
biri 10 m boyundaki Korint başlıklı bu sütunlardan bugün sadece
biri ayakta kalmış olup 3 tanaesi de yıkılmış durumda
yerdedir.1980 yılında Kültür Bakanlığı’nca başlatılan kazı
çalışmaları aralıklarla devam etmektedir.İ.S. II. yy’da
yapılmış olduğu anlaşılan tapınak V. yy’da planında
önemli değişiklikler yapılarak kiliseye dönüştürülmüştür.İ.S.
V. yy’da yaşamış tarihçi Zozimos “Tapınak,ovadaki ürnlerine
musallat olan çekirgelerden kurtulmak için Güneş ve Sanat Tanrısı
Apollon’dan yardım isteyen ahali tarafından,çekirgeler
Apollon’un gönderdiği kuş sürüsünce yok edilince O’na bir
şükran ifadesi olarak yaptırılmıştır” diyorsa da Zeus adına
yaptırıldığı da söylenmektedir.
TEKİRAMBARI
SU SARNICI
Kalenin eteğinde,Bizanslılardan kalma bu su deposu 46 m
uzunluğunda, 23 m genişliğinde ve 14 m derinliğinde olup,içine
doğu köşesindeki helezonik merdivenle inilmektedir.Anadolu sarnıç
mimarisinde örneği az görülen Tekirambarı su sarnıcının tüm
duvarları su sızmasını önlemek ve ayrıca anıtsal bir özellik
vermek için düzgün kesme taşlarla desteklenmiş, uzun kenarında
8; kısa kenarında 5 yuvarlak kemerli niş oluşturulmuştur.
MOZAİKLİ
ALAN
1980 yılında Kültür Bakanlığı’nca şehir merkezinde
yapılan bir kazıda,gymnasium olabileceği
tahmin edilen “opus-sectile” tekniğinde yapılmış
renkli mozaik tabankı bir mekan ortaya çıkartılmıştır.İ.S.
II. yy Roma dönemine ait olduğu belirlenen bu kalıntıda ayrıca
üzeri yazıtlı iki heykel altlığı ile 2 m boyunda başı kopmuş
mermer bir imparator heykeli de bulunmuştur.Heykelsiz altlıkların
biri üzerindeki yazıtta Silifkeli T.Aelius Maron adındaki
bir güreşçinin başarıları anlatılmaktadır.Mozaik
tabanın ortasında bulunan 1.80 m çapındaki mermer levhada sekiz
satırlık bir kitabe vardır.Burada, mermer konuşturularak bir
onarım anlatılmakta ve şöyle
denilmektedir: “Zamanın aşındırdığı ben taban döşemesini,
kadınların sultanı, Ares-sever Zenon’un eşi, düşünceleri ve
yaptıklarıyla fevkalade bir insan olan Paulina cömertçe süsledi
ve ilgisini esirgemedi benden.Yaşlılık nedeni ile etkileyici
yitirmiştim; oysa şimdi bu akıllı ve kusursuz kadın sayesinde
mermer süslemeler içinde daha da ışıldıyorum ve külfetli bir
yaşlılıktan sonra gençliğe geri dönüyorum”.
ALLADDİN CAMİİSİ
Roma köprüsünün karşısında bulunan cami, Selçuklu sultanlarından
Alaaddin Keykubat döneminde yapıldığı için Alaaddin
camii adını almıştır. Şehrin tam merkezinde olduğu için
Merkez camisi olarak ta bilinir.
REŞADİYE CAMİİSİ
Padişah Sultan Mehmet Reşat
zamanında, Nüzhet Paşa tarafından 1912 yılında yaptırılan
caminin doğu ve batısında bulunan sundurmaları, başlık ve
tabanlıkları Korint tarzında sütunlarla desteklenmiştir.Mermer
ve kireç taşından yontulmuş
bu sütunlar Silifke yöresindeki eski kalıntılardan
devşirilmiştir.
TEVEKKÜL
SULTAN TÜRBESİ
Taşköprünün hemen yanındaki türbe hakkında yazılı herhangi
bir kaynak bulunmamaktadır.Selçuklu hanedanlarından birine ait
olduğu rivayet edilen mezarın üzerindeki çatı daha sonradan
ilave edilmiştir.
SİLİFKE MÜZESİ
Taşucu yolu üzerinde bulunan Silifke müzesinin iki katlı teşhir
binası ve avlusunda çeşitli dönemlere ait yörede bulunmuş altın,gümüş,
bronz sikke ve eşyalar,seramikler,mermer büst ve
heykeller,lahitler ve diğer tarihi bulguların yanısıra
etnografik parçalar da sergilenmektedir.
ATATÜRK EVİ
MÜZESİ
Büyük Atatürk, Silfke’ye olan ilgisini buraya dört defa şereflendirerek
göstermiştir.Ulu Önder, Silifke’yiziyaretlerinden birinde
burada bir çiftlik satın almış ve merkezi bu çiftlik olmak üzere
bir Tarım Kredi
Kooperatifi kurulması için talimat vererek kendileri de bu kuruluşun
1 no’lu üyesi olmuştur.
Atatürk,
Silifke’ye ve Silifkelilere olan sevgisini, Silifke İdman
Yurdu’nu ziyaretinde, şeref defterine yazdığı şu ibarelerle
belirtmiştir.
“Silifke’ye
geldiğimden çok memnunum. Beni unutmayacağınızı biliyorum.Sizi
kalbimden çıkaramam.
Gazi Mustafa
Kemal
Ata’nın
Silifke’ye ilk gelişlerinde (27 Ocak 1925) gecelediği ev bugün
restore edilmiş; kullandıgı eşyalar sergilenerek Atatürk Evi Müzesi
olarak ziyarete açılmıştır.
FREDERIK
BARBAROSSA ANITI
Roma-Germen İmparatoru Frederik Barbarossa, III.Haçlı
Seferi’nde ordusu ile Filistin’e giderken 10 Haziran 1190 günü
Ekşiler Köyü yakınlarında Göksu Irmağı’nda boğulmuştur.
1971 yılında Alman Büyükelçiliği tarafından Frederik
Barbarossa’nın boğulduğu yere taptırılan anıttaş
Silifke-Konya karayolunun 9. kilometresinde yolun hemen sağ kenarındadır.
DEMİRCİLİ (IMBRİOGON)
ANIT MEZARLARI
Silifke-Uzuncaburç karayolunun 10. Kilometresinde, antik
Imbriogon şehrinin soylularına ait tek ve çift katlı anıtmezarlar
vardır.Dört tanesi hemen yol kenarında bulunan anıtmezarlar İ.S.
II.yy Roma dönemi kalıntılarıdır.
UZUNCABURÇ (DİOCAESAREA)
İçel’in en önemli ve en iyi korunmuş tarihi kalıntıları
Silifke’nin 30 km kuzeyindeki Uzuncaburç beldesindedir.Helenistik
çağda merkezi Uzuncaburç’un 4 km doğusundaki (ura)Olba Krallığı’nın
ibadet yeri olan bugünlü Uzuncaburç yerleşim yeri,Roma döneminde
İ.S. 72 yılında imparator Vespasianus zamanında Olba’dan ayrılarak
Diocaesarea (Tanrı-İmparator Kenti) adıyla özerk, kendi adına
para basabilen yeni bir site durumuna getirilmiştir.Diocaesarea’daki
Zeus Tapınağı, burç ve piramit çatılı anıtmezar Selefkoslar,yani
Helenistik; sütunlu cadde,tiyatro,çeşme, Şans Tapınağı ve
Zafer Kapısı Roma döneminden
kalma yapılardır. V.yy’da hiristiyanlığın yörede gelişmesi
ile Zeus Tapınağı kiliseye dönüştürülmüş, ayrıca yeni
kiliseler de yapılmıştır.Bizans döneminin ardından Anadolu Türkleri
buraya şehrin sembolü olan yüksek burcun ismini vererek
“Uzuncaburç” demişlerdir.
Uzuncaburç’taki
belli başlı kalıntılar şunlardır:
SÜTUNLU CADDE
Tiyatronun önünden geçen sütunlu cadde Zeus Tapınağı’nın
yanıda kent kapısından gelen diğer bir sütunlu cadde ile kesişir
ve Şans Tapınağı’nda son bulur.İ.S. 1. yy’dan kalma Sütunlu
Cadde’deki sütunların hepsi yıkılmış ve mimari parçaların
çoğu yok olmuştur.
TÖREN KAPISI
İ.S. 1. yy’dan
kalma Tören Kapısı her biri 1 m çapında ve 7 m yüksekliğinde
Korint başlıklı sütunlarla
heybetli bir yapıdır.Sütun gövdelerinden çıkan
konsollar üzerinde zamanında heykeller bulunmaktaydı.Yarısı yıkılmış
olan Tören Kapısı’nın 5 sütunu ayaktadır.
ZEUS TAPINAĞI
Tören Kapısı’ndan sonra antik çeşmeyi geçince sütunlu
caddenin solunda bir avlu içerisindeki Zeus Tapınağı’nın
Selefkos Nikator (İ.Ö. 312-295) tarafından yaptırılmış olduğu
düşünülmektedir.Zeus Tapınağı Anadolu’da dört bir yanı
tek sıra 36 sütunla çevrili, Korint tarzında Peripteros planlı,
en eski tapınaklardan biri olarak sanat tarihinde bir yere
sahiptir.Romalılar tarafından da kullanılan tapınak,Hiristiyanlık
döneminde, V. yy’da, önemli değişikliklere kiliseye çevrilmiş;
cella’sı yıkılıp sütunların araları örülmüş ve buralara
kapılar konmuş, doğusundaki sütunlar kaldırılarak yerlerine
apsis eklenmiştir. Zeus Tapınağı iki bin seneyi aşkın yaşı
ve bugünkü muhteşem görünümü ile geçen zamana meydan okurcasına
hala ayakta durmaktadır.
ŞANS TAPINAĞI
(TYCHAEUM)
Sütunlu caddenin bitimindeki Şans Tapınağı İ.S. 1. Yüzyılın
ikinci yarısında yapılmıştır.Bugün beşi ayakta olan, 6’şar
m yüksekliğindeki yekpare granit 6 sütunun taşıdığı arşitravdaki
kitabe, tapınağın kentin soylularından Oppius ile eşi Kyria
tarafından yaptırılıp kente hediye edildiğini bildirmektedir.
ZAFER KAPISI
Güney- kuzey yönündeki ikinci sütunlu yol üzerinde ve
Zeus Tapınağı’nın kuzeyinde bulunan kapının ortasında bir büyük;
yanlarında küçük kemerli giriş vardır.Üzerindeki
kitabede,depremde zarar gören kapının Roma İmparatorları
Arcadius (395-408) ile Honorius (395-423)’un birlikte yönetimleri
sırasında önemli ölçüde onarım gördüğü yazılıdır.Anıtsal
nitelikli kapının çeşitli yerlerindeki konsollarda vaktiyle
heykel ve büstlerin yer aldığı anlaşılmaktadır. “Zafer Takı”
görünümlü bu muteşem yapı Zafer Kapısı olarak anılır.
TİYATRO
Roma İmparatorları Marcus Aurelius (161-180) ile Lucius
Verus (161-169)’un birlikte yönetimleri sırasında yapılmış
olduğu burada bulunan bir yazıttan anlaşılmaktadır.Yer olarak
doğal çukur bir arazisi seçilerek oturma basamakları arazinin
meyilinden faydalanılarak yapılmıştır.
HELENİSTİK
ANIT MEZAR
Uzuncaburç beldesinin güneyindeki bir tepe üzerinde yapılmış
olan anıt mezarlar Dor biçimindeki mimarisi ile yörede
tektir.Piramit çatılı, 15 m yüksekliğindeki mezaranıt 5,5 X
5,5 m ölçülerinde kare planlıdır.2300 yıllık anıtmezarın
Selefkoslar veya Olba Krallığının yöneticilerinden birine ait
olduğu tahmin edilmektedir.
HELENİSTİK YÜKSEK
KULE
Şehri çevreleyen surların kuzeydoğu kenarında bulunan 5 katlı
kule 16 m X 13 m oturumunda ve 23 m yüksekliğnde olup yapımında
hiç harc kullanılmamıştır.Her katı kendi içinde bölümlere
ayrılmış olan kule,yöneticilerin yaşadığı bir mekan olduğu
kadar,tehlike anında halkın sığındığı ve şehir hazinesinin
korunduğu güvenli bir yer olarak ta kullanılmaktaydı.Kule kapısı
üzerindeki yazıttan, İ.Ö. III. Yüzyılın 2. Yarısında
Tarkyares tarafından yaptırılmış olduğu anlaşılan kule, geçirdiği
yangın sonucu vali Petronius’un emriyle İ.S. III. yy sonlarında
onarım görmüştür. Eski paraların üstünde amblem olarak
kullanılan bu gözetleme ve barınma kulesi yüksek oluşu
nedeniyle bugünkü beldenin ismine de kaynak olmuştur. Uzuncaburç.
KİLİSELER
Hristiyanlığın bölgeye gelmesiyle, V.yy’da Zeus Tapınağı’ndan
dönüştürme kiliseden başka üç kilise daha yapılmıştır.Bunlar,
kule yakınındaki Stefanos Kilisesi, nekropoldeki Mezarlık
Kilisesi ve tiyatro yanındaki küçük bir kilisedir.Bunlardan çok
az kalıntı mevcuttur.
NEKROPOL
Kentin kuzeyindeki bir vadinin iki yamacına yayılmış olan
nekropol sahası, hem Helenistik, hem Roma, hem de Bizans dönemlerinde
kullanılmış olup kaya oyma çok sayıda mezar vardır.
URA (OLBA)
Uzuncabuç’un 4 km doğusundaki Ura, Helenistik dönemde
Olba Krallığı’nın merkez ve önemli bir ticaret şehri idi.
Bir tepenin üzerinde kurulmuş bulunan antik kentten günümüze
kadar gelebilmiş kalıntılar arasında çeşme binası, su kemeri,
evler, tiyatro ve nekropol bulunmaktadır.Buradaki en önemli yapıtlardan
biri olan çeşme binası Septimus Severus (İ.S. 193-211) zamanında
yaptırılmıştır.Lamus Deresi’nden alınan su kanal, tünel ve
akuadüklerde bu çeşmeye akıtılıyordu.Diğer bir önemli eser
ise nekropolün bulunduğu vadi üzerinde kurulmuş, 150 m uzunluğunda,
25 m yüksekliğinde dört kemerli akuadüktür. Bu su kemerinin
korunması ve çevrenin gözetlenmesi için kuleler inşa edilmiş
olması yapının önemini göstermektedir.Antik çeşme ile aynı dönemde
yapılmış olan su kemeri,Bizans İmparatoru II.Justin yönetimi sırasında,
566 yılında onarım görmüştür.Çeşmenin yanında bulunan
tiyatro binasından bazı oturma basamakları ile sahnenin bir bölümü
günümüze dek kalabilmiştir.Olba kentinin oldukça geniş olan
nekropol sahasında kaya mezarları ve lahitler görülebilir.
Kızkalesi
Korikos sahil kalesinin
200 m
. açığındaki küçük adacık üzerindeki kaleye "Kızkalesi"
denir. Büyük bölümü ayakta olan Kızkalesi'nin kuzey ve güney
uçları sekiz kuleyle korunmuştur. Kalenin dış çevre uzunluğu
192 m
.dir. Kızkalesi ile sahildeki kale denizden bir yolla bağlanmış,
denizden gelecek saldırılara karşı önlem alınmıştı.Karamanoğlu
İbrahim Bey tarafından 1448 yılında onarılan Kızkalesi bugün
İçel turizminin sembolü haline gelmiştir.
Kızkalesi Efsanesi
Korikos'ta yaşayan Krallardan biri, bir kız çocuğu olsun diye
gece gündüz Tanrıya yakarmaktadır. Sonunda dileği yerine gelir
ve kız büyüdükçe güzelliği ve yardımseverliği ile herkesin
sevgisini kazanır.
Günlerden bir gün kente bir falcı gelir. Kral onu saraya çağırtır,
kızının geleceğini öğrenmek ister. Falcı prensesin eline bakınca
irkilir ama bir şey söylemez. Kral zorlayınca "Kralım"
der, Kızınızı bir yılan sokacak. Bu yazgıyı hiçbir şey
bozamayacak der ve siz dahi engel olamıyacaksınız deyip oradan
ayrılır. Kral, kıza birşey söylemez ama düşüncelere dalar.
Sonunda kıyıya yakın küçük bir adacık üzerinde, ak taşlardan
bir kale yaptırmaya karar vererek kaleyi yaptırır ve kızını
buraya kapatır. Olan biteni bilmediğinden kızı üzülmekte, günden
güne eriyip gitmektedir. Günün birinde saraydan kaleye gönderilen
bir üzüm sepetinin içinden çıkan bir yılan kızı sokar ve öldürür.
Korikos Kalesi
Mersin-Erdemli-Silifke karayolunun
60. Km
'sinde Kızkalesi beldesindedir. Roma ve Bizans dönemlerinde yoğun
olmak üzere, İslami devirlerde de iskan görmüştür. Nekropol
alanından çıkarılan eserlerden burada ilk yerleşimin MÖ 4. yüzyıla
ait olduğu anlaşılmıştır. MÖ 1.yüzyılda kendi adına ***ke
darbettirmiştir. Herodot bu kenti Gorges adında Kıbrıslı bir
prensin kurduğunu yazar. Korikos, Kilikya bölgesinin bir liman
kenti olduğundan çok el değiştirmiştir. MÖ 4. yüzyılın
sonunda Seleukhos Nikador Silifke kentini kurduğunda, Korikos'u yönetimi
altına almıştır. Kent, MS 72 yılında Roma egemenliğine girmiş
ve 450 yıl Roma yönetimine bağlı kalmış, bu dönemde tarım
alanında büyük bir gelişme göstererek zeytinyağı ihraç
merkezi olmuştur.
Bizanslılar zamanında Arap istilalarına karşı etrafı kuvvetli
surlarla çevrilmiştir. 13. yüzyılda Kilikya Ermeni Krallıkları
döneminde önemli bir icaret limanı olmuş, Ceneviz ve Venedik
gemilerinin uyğrak limanı durumuna gelmiştir. Korikos 1448 yılında
Karamanoğlu İbrahim Bey tarafından ele geçerilerek, yeniden imar
edilmiştir.
Ören yerinde iç ve dış kale kiliseler, sarnıçlar, su
kemerleri, kaya mezarları, lahetler ve taş döşemeli Roma yolları
kısmen ayakta dır. Adını, adadaki kaleden almaktadır.
Kare planlı kale, içiçe iki sıra surdan oluşmaktadır. Etrafı
hendekle çevrilmiştir. Kaleye giriş bugün mevcut olmayan
hareketli bir köprüyle sağlanmakta idi. Bugünkü haliyle kale,
tipik Orta Çağ mimari özelliklerini yansıtmaktadır.
Ayaş
Mersin'e 55 k. uzaklıkta, Erdemli - Silifke karayolu üzerindedir.
Kent önce ada üzerinde kurulmuş, daha sonra Roma ve Bizans döneminde
bugünkü Ayaş köyünün bulunduğu yerde gelişmiştir. Başlıca
kalıntıları tiyatro, tapınak, liman kompleksi, su deposu ve su
kemeri, hamamlar, lahitler, anıt mezarlar ile Bizans döneminden
kalma bazilikalardır.
Kapadokya Kralı Arkeolos'un sarayının ada üzerinde olduğu söylenir.
Ada ile kara arasında deniz, zamanla dolarak bugünkü duruma gelmiştir.
Kanlı Divane
Kanlıdivane Erdemli-Silifke karayolunun
3 km
. kuzeyindedir. Antik çağdaki adı, Kanytelis olan kent büyük
bir obruğun etrafına kurulmuştur. Burası Hellenistik, Roma ve
Bizans dönemlerinde yerleşim merkezi olarak kullanılmıştır.
Hellenistik Kule, bazilikalar ve nekropoller en önemli arkeolojik
kalıntılardır.
Helenistik
Kule
Şehri çevreleyen surların kuzeydoğu kenarında bulunan 5 katlı
kule
16 m
X
13 m
oturumunda ve
23 m
yüksekliğinde olup yapımında hiç harc kullanılmamıştır. Her
katı kendi içinde bölümlere ayrılmış olan kule, yöneticilerin
yaşadığı bir mekan olduğu kadar, tehlike anında halkın sığındığı
ve şehir hazinesinin korunduğu güvenli bir yer olarak ta kullanılmaktaydı.Kule
kapısı üzerindeki yazıttan, İ.Ö. III. yüzyılın 2. Yarısında
Tarkyares tarafından yaptırılmış olduğu anlaşılan kule, geçirdiği
yangın sonucu vali Petronius'un emriyle İ.S. III. yy solarında
onarım görmüştür.
Eski paraların üstünde amblem olarak kullanılan bu gözetleme ve
barınma kulesi yüksek oluşu nedeniyle bugünkü beldenin ismine
de kaynak olmuştur: Uzuncaburç.
ANAMUR
Çukurpınar Mağarası (Düdeni)
Anamur'un kuzeyinde
46 km
. uzaklıkta
1880 metre
yüksekliktedir. Taşeli platosundaki sugözü yakınında Çukurpınar
yaylasındadır. 1990 yılında bulunan ve Türkiye'nin en büyük
mağarası olduğu söylenen mağaranın, tahmin edilenden de büyük
olabileceği söylenmektedir. Son araştırmalara göre 924 metreye
kadar inilmiştir. Mağaracılar tarafından yapılan araştırmalar
halen sürdürülmekte olup, şimdiki araştırmalara göre dünyanın
ikinci büyük mağarası durumundadır.
Ala Köprü
Dragon çayı üzerinde 1230 yılında Selçuklular tarafından yapılmıştır.
Yapımı süren Anamur-Sinop-Atatürk Karayolu bu köprüden geçmektedir.
Mamure Kalesi
Silifke-Anamur karayolu üzerinde, Anamur'un
6 km
. güneydoğusunda deniz kenarında yer alan Mamure Kalesi'nin
oturumu
23500 m2
.'dir M.S IV. Yüzyılda Romalılar tarafından yapılmış olan
kale, sonraları Bizanslılar ve Haçlılar zamanında genişletilmiştir.
Selçuklu Sultanı Alaaddin Keykubat tarafından 1221 yılında ele
geçirildiği sırada yıkılan kalenin yerine bügünkü kale yapılmıştır.
Daha sonra burası; Karamanoğulları ve Osmanlılara geçmiştir.Bir
kervansaray görünümünde olan Mamure Kalesi, en iyi korunmuş
Anadolu kentlerinden biridir. Kuleler, surlar, mazgalları ile hala
ayaktadır. Kalenin beden duvarının üzerinde bulunan tek kitabede
1450 (Karamanoğlu İbrahim Zamanı) tarihi yazılıdır Şikari
tarihine göre; "Anamur ve Taşeli'nin Kagırler tarafından
zapt ve harap edilmesi üzerine Karamanoğlu Mahmut Bey (1300-1308)
36.000 kişilik ordusuyla düşmanı bozguna uğratıp, kaleyi ele
geçirmiş, mamur edip, adını Mamuriye koymuştur." kaydı geçer.
Bir hendekle çevrili bulunan 36 kuleli kale, üst avludan oluşmuştur.
Batı avlusunda halen ibadete açık, onarım görmüş tek minareli
tarihi bir cami bulunmaktadır. İki bölümden oluşan kalede, iç
içe iki sur ve surlar üzerinde kaleyi bütünüyle dolaşan ve bir
taraftan bir tarafa geçişi sağlayan burçlar arasında bir yol
vardır. Bu yıl üzerinde 35 normal, 4 büyük olmak üzere 39 kule
bulunmaktadır.
MUT
Alahan Manastırı
Evliya Çelebi'nin "Ustasının elinden yeni çıkmış gibi
duruyor" diye anlattığı Alahan Manastırı Karaman karayolu
üzerinde, Mut'un
20 km
. kuzeyinde, orman ürünleri deposunun yanından sağa sapılan ve
4-
5 km
. içeride Geçimli (Malya) köyü civarındadır. 1000-
1200 m
. yükseklikte ve Göksu Vadisine bakan dik bir yamaca oturtulmuştur.
Hristiyanlığın Kapadokya ve Likonya (Konya)' da yayılması sırasında
bu yeni dini kabul edenlerin takibe uğraması, inanmayanlar tarafından
öldürülme korkusu, Hz. İsa'ya inananları dağlık bölgelerdeki
mağara kaya oyuklarında ibadete zorlamıştır. İsa'nın
havarilerinden St. Paul ve yine Tarsus'ta yaşamış Hristiyan öncülerinden
Barnabas 441 yılında Hıristiyanlığı yaymak için
Konya-Kapadokya ve Antalya-Antakya'ya kadar maceralı yolculuklar
yapmıştır.
İşte bu iki Hristiyan Aziz'in gezileri sırasında konakladıkları
her yerde anılarına mabetler yapılmıştır. Alahan Manastırı
bunlardan biridir.
440-442 yıllarında yapılmış olduğu tahmin edilen Alahan Manastır
Külliyesi, Batı Kilisesi, Manastır, Doğu Kilisesi, kayalara
oyulmuş keşiş odacıkları ve çevredeki mezarlardan oluşmaktadır.
Kilise binaları, Ayasofya Müzesi ile ortak mimari özellikleri taşımaktadır.
Süslemesinde usta bir taş oymacılığı görülür. İlk kilise
korint başlıkla iki dizi sütunla üç nefe ayrılmıştır.
Narteksten ana mekana geçilen kapının atkı ve yan dikmeleri
kabartmalarla süslüdür. St. Paul, St. Pierre figürlerinden başka
bir çelengi taşıyan altışar kanatlı Cebrail, Mikail'in
simgesel yaratıkları ezişi, kükreyen aslan, kartal ve öküz
sembolleri, incil yazılarının tasvirleri, üzüm salkımları,
asma yaprakları ve balık motifleri zengin bir şekilde tasfir
edilmiştir.
Kiliselerin doğusundaki geniş avlunun güneyinde dinsel törenlerin
yapıldığı dehliz,
11 m
. uzunluğunda kemerli ve sütunlu bir galeri şeklindedir.
Galerinin ortasında kalabalık kabartma süsleme ile her yanı işli
büyük bir niş bulunmaktadı.Galeride apsisli vaftizhane ve karşısında
Alahan Manastırının en görkemli yapısı olan mezarlar
bulunmaktadır. Bu mezarların kuzey duvarı kayaya yontulmuş, üst
örtüsü yoktur. Ana nefin ortası ilginçtir. Burası paye ve sütunlara
oturan dört kemerle örtülü kare planlı bir kule biçimindedir.
Kuli yukarıda sekizgene dönüştürülmüştür. Kapı çerçevesi
süslüdür.
Alahan Manastırının Mezarlarından birinin kitabesinde şöyle
yazılmıştır. "Burada çok mümtaz, Flavius Severinus ve
Flavius Cadalaippus'un Konsüllüğün'den sonra İndictio'nun 15.
Senesinin 13 Şubatında Mukaddes oruçlarının ilk haftasının
Salı günü ölmüş olan hatırası mukaddes kurucu T............
yatıyor."
Ayrıca, Maya Köyü yakınlarında vade içinde ve yeraltında kırmızı
ve yeşil boyalı "Renkli kilise" vardır. Bu kilise yeni
gibi görünmektedir
BOZYAZI
Bozyazı'nın doğusunda,
Ayak Köyü sınırları içerisinde bulunan ve halkın Kilise Burnu
olarak adlandırdığı sit alanında, sur kalıntıları içerisinde
bir sarnıç, bir kilise ve diğer yapı kalıntıları ile surların
dışında ikisi yanyana, biri oldukça sağlam olmak üzere İ.S.
I. ve II. yüzyıllara ait mezarlar bulunmaktadır.
Antik örenyeri, mevcut dokusuyla Geç Roma, Erken Bizans özelliklerini
taşımaktadır.
AYDINCIK
Ayaklı anıtmezar
Kilikya'da, Celenderis'te Dört Ayak olarak anılan, İ.S. II. ve ya
III. yüzyıla tarihlenen anıt mezarı Piramidal çatı ile hem Öterkale
ve hem Uzuncaburç mezarlarının geleneğini devam ettirir.
Piramidal çatılı olan Roma devri mezarlarından Araban - Adıyaman
yolu üzerindeki iki örnekte ilginçtir. Anadolu, Suriye ve
Filistin dışında kule mezar geleneğine Kuzey Afrika'da, Tunus'ta
rastlanır. Tüm bu örnekler Uzuncaburç ve paraleli Helenistik çağ
piramidal çatılı kule mezar geleneğinin Roma devrindeki uzantılarıdır.
Dört Ayaklı Anıt Mezar iyi korunmuş durumdadır. Roma devri özelliği
gösteren yapı iki katlıdır.
|