GEZİLECEK YERLER 

NARLIKUYU HAKKINDA

 Burası adeta bir balık cenneti... Üstü buz gibi soğuk, altı normal sıcaklıktaki denizinin ise bir eşi daha yok...

Silifke-Mersin yolunun 17. kilometresindeki Narlıkuyu, adını sahilindeki eski bir su kuyusundan alıyor. İçiçe geçmiş ve birbirinden değişik güzelliklere sahip koylardan oluşan Narlıkuyu, buraya adını veren küçük bir koyun çevresinde yanyana dizili birbirinden keyifli balık lokantalarıyla ünlü. Buranın denizi tek kelimeyle bir doğa harikası. Deniz suyu sıcaklığı, temmuz - ağustos aylarında hemen tüm Akdeniz'de hamamı andırır. Burada ise üstteki yarım metrelik kısım dondurucu soğuktur.Altı normal sıcaklıktadır. Üstelik suyun üst bölümü tatlı olduğu için, bir yandan yüzerken bir yandan bardak bardak içilebilir... Soğukluğu ise hani neredeyse karpuz çatlatan cinstendir. Anlayacağınız, bunaltıcı sıcaklarda Narlıkuyu'da denize girmenin keyfi başka hiçbir yerde yaşanmaz... Denize karışan tatlı su, Narlıkuyu'nun hemen arkasındaki tepelerde yer alan 'Cennet Çöküğü'ndeki yeraltı deresinden gelir. 'Ben soğuk suda yüzemem' derseniz, Narlıkuyu'da koydan bol bir şey yok... Hemen yanındaki Akyar için, 'Akdeniz'in Pamukkalesi' demek yanlış olmaz. Burada çam ormanları, adeta kucaklaşmak istercesine denize kadar iner. Pamukkale'ye benzetmem, sahilindeki bembeyaz traverten görünümündeki kayalıklardan kaynaklanır. Denizin burada da tertemiz ve pırıl pırıl olduğunu söylemeye gerek yoktur sanırım. Narlıkuyu'ya yolunuz düşerse, Cennet ve Cehennem çukurlarını ve hemen yanındaki Astım-Dilek Mağarası'nı görmeden geçmeyin derim. Cennet çöküğü, bir yeraltı deresinin yol açtığı erezyon sonucu, tavanın çökmesiyle meydana gelmiş. Çukura 5. yüzyılda bir şapel inşa edilerek, Meryem Ana'ya ithaf edilmiş. Çukura 452 basamaklı antik bir merdiven ile gidiliyor. Kiliseyse 300. basamakta. 'Görmeden geçmek olmaz' derim.

NASIL GiDiLiR?

Narlıkuyu'ya genelde Mersin-Erdemli üzerinden geliniyor. Yol, 60 kilometre kadar sürüyor. Mersin-Silifke arasında çalışan midibüslerle, Antalya-Mersin arasında çalışan tüm otobüsler de buradan geçiyor. Antalya-Silifke 400, Silifke-Narlıkuyu 20 kilometre.

 Mersin’i yeniden kent yapan liman ve gelecek 1800’lü yılların ortalarına doğru Mersin’de yeniden bir kentin doğuşunun dinamiğini sağlayan liman günümüz yaşamında da yalnız Mersin için değil Çukurova ve çok daha büyük bir coğrafya için önem taşıyor. Dünya politika ve ekonomik yaşamındaki gelişmelere bağlı olarak da Ortadoğu’nun büyük limanlarından birisi olmaya aday görünüyor.Serbest Bölge ve 2005 yılında özelleştirilen liman gelecekte Mersin’in  Türkiye sınırlarının ötesinde bir bölge kenti olacağına işaret ediyor.

Mersin kent merkezi Batısı Türkiye’nin ve Akdeniz’in en parlak turizm merkezi Antalya, doğusu tarım ve sanayi yöresi Adana ile çevrelenen ilin güneyi boydan boya Akdeniz; kuzeyini ise Anadolu anakarasından Toros sıradağları ayırıyor.  Akdeniz’in büyük limanlarından birisi. Bir deniz ticaret merkezi, tarihin çok eski dönemlerinde olduğu gibi.

Mersin’in iki yüzü Mersin’in eski mahallelerine, eski çarşılara girince hem yapılar hem de insan ilişkileri bakımından 50 – 100 yıl öncelere yolculuğa çıkılmış gibi oluyor. Kısacık bir yürüyüşle modern Mersin’e dönülüyor.Çarşı’da yaya olarak dolaşmak çok keyifli. Rengarenk bir çarşı. Elbette Mersin’in özgün lezzetleri olan meyan şerbeti satıcıları, baharat dükkanları ile tantunici ve cezeryeciler.

Mersin yakınlarındaki kaleler Çevreyi gezdikçe Ortaçağ ve Bizans dönemi kaleleri sıkça göreceğiz. Bunların bir kısmı Mersin çevresinde. Tırmıl (Tumil / Gotbes) Kalesi kent içinde, Doğu Sebze Hali’nin doğusunda.Arslanköy, Belenkeşlik, Çandır (Paparayn), Dümbelek, Evciler, Gözne, Hebilli, Hisar (Ziyarettepe), Kale, Kalegediği. Kalelerin bazıları görece iyi durumda, bazılarından ise çok az şey günümüze ulaşabilmiş.

SİLİFKE KALESİ  Temel tespitlerine göre Helenistik veya erken Roma dönemine ait oldugu anlaşılan kale,geçirdiği  onarım ve değişiklikler sonucu bugün bir Ortaçağ kalesi görünümündedir.Silifke’ye hakim,185 m yüksekliğinde bir tepe üzerinde yapılmış olan,etrafı kuru hendekle çevrili oval biçimdeki kalenin içinde kemerli galeriler,su sarnıçları, depolar ve diğer yapı kalıntıları bulunmaktadır.Ünlü gezgin Evliya Çelebi Seyahatname’sinde, XVII.yy’da Silifke Kalesi’nin 23 burcu olduğunu,içinde bir cami ve 60 ev bulunduğunu yazar.Ancak,burçların bir kısmı ve kale içi tamamen yıkık durumda olduğundan tam tespiti yapmak mümkün değildir.Halen görülebilen 10 adet burç mevcuttur.  

TAŞKÖPRÜ  Şehir merkezinin ortasından geçen Göksu (Kalykadnus) Nehri’nin üzerindedir. İ.S. 77-78 yıllarında Kilikya valisi  L. Octavius Memor tarafından dönemin imparatoru Vespasianus ve oğulları Titus ile Domitianus adına yaptırılmış olduğu 1870 yılında yapılan bir onarımda bulunan taş kitabeden anlaşılmaktadır. Yedi gözü bulunan ve Roma uygarlığı örneklerinden biri olan Taşköprü,Osmanlı ve Cumhuriyet dönemlerinde onarım görmüştür.  

ROMA TAPINAĞI  Şehir merkezinde bulunan ve doğu ile güney yanlarındaki sütun tabanlıkları orjinal şekilde korunmuş olan tapınağın uzun kenarında 14’er, kısa kenarında 8’er sütun bulunmaktaydı.Ancak,her biri 10 m boyundaki Korint başlıklı bu sütunlardan bugün sadece biri ayakta kalmış olup 3 tanaesi de yıkılmış durumda yerdedir.1980 yılında Kültür Bakanlığı’nca başlatılan kazı çalışmaları aralıklarla devam etmektedir.İ.S. II. yy’da  yapılmış olduğu anlaşılan tapınak V. yy’da planında önemli değişiklikler yapılarak kiliseye dönüştürülmüştür.İ.S. V. yy’da yaşamış tarihçi Zozimos “Tapınak,ovadaki ürnlerine musallat olan çekirgelerden kurtulmak için Güneş ve Sanat Tanrısı Apollon’dan yardım isteyen ahali tarafından,çekirgeler Apollon’un gönderdiği kuş sürüsünce yok edilince O’na bir şükran ifadesi olarak yaptırılmıştır” diyorsa da Zeus adına yaptırıldığı da söylenmektedir.  

TEKİRAMBARI SU SARNICI  Kalenin eteğinde,Bizanslılardan kalma bu su deposu 46 m uzunluğunda, 23 m genişliğinde ve 14 m derinliğinde olup,içine doğu köşesindeki helezonik merdivenle inilmektedir.Anadolu sarnıç mimarisinde örneği az görülen Tekirambarı su sarnıcının tüm duvarları su sızmasını önlemek ve ayrıca anıtsal bir özellik vermek için düzgün kesme taşlarla desteklenmiş, uzun kenarında 8; kısa kenarında 5 yuvarlak kemerli niş oluşturulmuştur.  

MOZAİKLİ ALAN  1980 yılında Kültür Bakanlığı’nca şehir merkezinde yapılan bir kazıda,gymnasium olabileceği  tahmin edilen “opus-sectile” tekniğinde yapılmış renkli mozaik tabankı bir mekan ortaya çıkartılmıştır.İ.S. II. yy Roma dönemine ait olduğu belirlenen bu kalıntıda ayrıca üzeri yazıtlı iki heykel altlığı ile 2 m boyunda başı kopmuş mermer bir imparator heykeli de bulunmuştur.Heykelsiz altlıkların biri üzerindeki yazıtta Silifkeli T.Aelius Maron adındaki  bir güreşçinin başarıları anlatılmaktadır.Mozaik tabanın ortasında bulunan 1.80 m çapındaki mermer levhada sekiz satırlık bir kitabe vardır.Burada, mermer konuşturularak bir onarım anlatılmakta ve  şöyle denilmektedir: “Zamanın aşındırdığı ben taban döşemesini, kadınların sultanı, Ares-sever Zenon’un eşi, düşünceleri ve yaptıklarıyla fevkalade bir insan olan Paulina cömertçe süsledi ve ilgisini esirgemedi benden.Yaşlılık nedeni ile etkileyici yitirmiştim; oysa şimdi bu akıllı ve kusursuz kadın sayesinde mermer süslemeler içinde daha da ışıldıyorum ve külfetli bir yaşlılıktan sonra gençliğe geri dönüyorum”.  

ALLADDİN CAMİİSİ Roma köprüsünün karşısında bulunan cami, Selçuklu sultanlarından Alaaddin Keykubat döneminde yapıldığı için Alaaddin  camii adını almıştır. Şehrin tam merkezinde olduğu için Merkez camisi olarak ta bilinir.

REŞADİYE CAMİİSİ Padişah Sultan Mehmet  Reşat zamanında, Nüzhet Paşa tarafından 1912 yılında yaptırılan caminin doğu ve batısında bulunan sundurmaları, başlık ve tabanlıkları Korint tarzında sütunlarla desteklenmiştir.Mermer ve kireç taşından  yontulmuş bu sütunlar Silifke yöresindeki eski kalıntılardan  devşirilmiştir.  

TEVEKKÜL SULTAN TÜRBESİ Taşköprünün hemen yanındaki türbe hakkında yazılı herhangi bir kaynak bulunmamaktadır.Selçuklu hanedanlarından birine ait olduğu rivayet edilen mezarın üzerindeki çatı daha sonradan ilave edilmiştir.

SİLİFKE MÜZESİ Taşucu yolu üzerinde bulunan Silifke müzesinin iki katlı teşhir binası ve avlusunda çeşitli dönemlere ait yörede bulunmuş altın,gümüş, bronz sikke ve eşyalar,seramikler,mermer büst ve heykeller,lahitler ve diğer tarihi bulguların yanısıra etnografik parçalar da sergilenmektedir.  

ATATÜRK EVİ MÜZESİ Büyük Atatürk, Silfke’ye olan ilgisini buraya dört defa şereflendirerek göstermiştir.Ulu Önder, Silifke’yiziyaretlerinden birinde burada bir çiftlik satın almış ve merkezi bu çiftlik olmak üzere bir Tarım  Kredi Kooperatifi kurulması için talimat vererek kendileri de bu kuruluşun 1 no’lu üyesi olmuştur.

Atatürk, Silifke’ye ve Silifkelilere olan sevgisini, Silifke İdman Yurdu’nu ziyaretinde, şeref defterine yazdığı şu ibarelerle belirtmiştir.

“Silifke’ye geldiğimden çok memnunum. Beni unutmayacağınızı biliyorum.Sizi kalbimden çıkaramam.

                                                Gazi Mustafa Kemal  

Ata’nın Silifke’ye ilk gelişlerinde (27 Ocak 1925) gecelediği ev bugün restore edilmiş; kullandıgı eşyalar sergilenerek Atatürk Evi Müzesi olarak ziyarete açılmıştır.

FREDERIK BARBAROSSA ANITI Roma-Germen İmparatoru Frederik Barbarossa, III.Haçlı Seferi’nde ordusu ile Filistin’e giderken 10 Haziran 1190 günü Ekşiler Köyü yakınlarında Göksu Irmağı’nda boğulmuştur. 1971 yılında Alman Büyükelçiliği tarafından Frederik Barbarossa’nın boğulduğu yere taptırılan anıttaş Silifke-Konya karayolunun 9. kilometresinde yolun hemen sağ kenarındadır.  

DEMİRCİLİ (IMBRİOGON) ANIT MEZARLARI  Silifke-Uzuncaburç karayolunun 10. Kilometresinde, antik Imbriogon şehrinin soylularına ait tek ve çift katlı anıtmezarlar vardır.Dört tanesi hemen yol kenarında bulunan anıtmezarlar İ.S. II.yy Roma dönemi kalıntılarıdır.  

UZUNCABURÇ (DİOCAESAREA)  İçel’in en önemli ve en iyi korunmuş tarihi kalıntıları Silifke’nin 30 km kuzeyindeki Uzuncaburç beldesindedir.Helenistik çağda merkezi Uzuncaburç’un 4 km doğusundaki (ura)Olba Krallığı’nın ibadet yeri olan bugünlü Uzuncaburç yerleşim yeri,Roma döneminde İ.S. 72 yılında imparator Vespasianus zamanında Olba’dan ayrılarak Diocaesarea (Tanrı-İmparator Kenti) adıyla özerk, kendi adına para basabilen yeni bir site durumuna getirilmiştir.Diocaesarea’daki Zeus Tapınağı, burç ve piramit çatılı anıtmezar Selefkoslar,yani Helenistik; sütunlu cadde,tiyatro,çeşme, Şans Tapınağı ve Zafer Kapısı Roma  döneminden kalma yapılardır. V.yy’da hiristiyanlığın yörede gelişmesi ile Zeus Tapınağı kiliseye dönüştürülmüş, ayrıca yeni kiliseler de yapılmıştır.Bizans döneminin ardından Anadolu Türkleri buraya şehrin sembolü olan yüksek burcun ismini vererek “Uzuncaburç” demişlerdir.  

Uzuncaburç’taki belli başlı kalıntılar şunlardır:

SÜTUNLU CADDE  Tiyatronun önünden geçen sütunlu cadde Zeus Tapınağı’nın yanıda kent kapısından gelen diğer bir sütunlu cadde ile kesişir ve Şans Tapınağı’nda son bulur.İ.S. 1. yy’dan kalma Sütunlu Cadde’deki sütunların hepsi yıkılmış ve mimari parçaların çoğu yok olmuştur.

TÖREN KAPISI  İ.S.  1. yy’dan kalma Tören Kapısı her biri 1 m çapında ve 7 m yüksekliğinde Korint başlıklı sütunlarla  heybetli bir yapıdır.Sütun gövdelerinden çıkan konsollar üzerinde zamanında heykeller bulunmaktaydı.Yarısı yıkılmış olan Tören Kapısı’nın 5 sütunu ayaktadır.  

ZEUS TAPINAĞI  Tören Kapısı’ndan sonra antik çeşmeyi geçince sütunlu caddenin solunda bir avlu içerisindeki Zeus Tapınağı’nın Selefkos Nikator (İ.Ö. 312-295) tarafından yaptırılmış olduğu düşünülmektedir.Zeus Tapınağı Anadolu’da dört bir yanı tek sıra 36 sütunla çevrili, Korint tarzında Peripteros planlı, en eski tapınaklardan biri olarak sanat tarihinde bir yere sahiptir.Romalılar tarafından da kullanılan tapınak,Hiristiyanlık döneminde, V. yy’da, önemli değişikliklere kiliseye çevrilmiş; cella’sı yıkılıp sütunların araları örülmüş ve buralara kapılar konmuş, doğusundaki sütunlar kaldırılarak yerlerine apsis eklenmiştir. Zeus Tapınağı iki bin seneyi aşkın yaşı ve bugünkü muhteşem görünümü ile geçen zamana meydan okurcasına hala ayakta durmaktadır.  

ŞANS TAPINAĞI (TYCHAEUM)  Sütunlu caddenin bitimindeki Şans Tapınağı İ.S. 1. Yüzyılın ikinci yarısında yapılmıştır.Bugün beşi ayakta olan, 6’şar m yüksekliğindeki yekpare granit 6 sütunun taşıdığı arşitravdaki kitabe, tapınağın kentin soylularından Oppius ile eşi Kyria tarafından yaptırılıp kente hediye edildiğini bildirmektedir.

ZAFER KAPISI  Güney- kuzey yönündeki ikinci sütunlu yol üzerinde ve Zeus Tapınağı’nın kuzeyinde bulunan kapının ortasında bir büyük; yanlarında küçük kemerli giriş vardır.Üzerindeki kitabede,depremde zarar gören kapının Roma İmparatorları Arcadius (395-408) ile Honorius (395-423)’un birlikte yönetimleri sırasında önemli ölçüde onarım gördüğü yazılıdır.Anıtsal nitelikli kapının çeşitli yerlerindeki konsollarda vaktiyle heykel ve büstlerin yer aldığı anlaşılmaktadır. “Zafer Takı” görünümlü bu muteşem yapı Zafer Kapısı olarak anılır.  

TİYATRO  Roma İmparatorları Marcus Aurelius (161-180) ile Lucius Verus (161-169)’un birlikte yönetimleri sırasında yapılmış olduğu burada bulunan bir yazıttan anlaşılmaktadır.Yer olarak doğal çukur bir arazisi seçilerek oturma basamakları arazinin meyilinden faydalanılarak yapılmıştır.

HELENİSTİK ANIT MEZAR  Uzuncaburç beldesinin güneyindeki bir tepe üzerinde yapılmış olan anıt mezarlar Dor biçimindeki mimarisi ile yörede tektir.Piramit çatılı, 15 m yüksekliğindeki mezaranıt 5,5 X 5,5 m ölçülerinde kare planlıdır.2300 yıllık anıtmezarın Selefkoslar veya Olba Krallığının yöneticilerinden birine ait olduğu tahmin edilmektedir.

HELENİSTİK YÜKSEK KULE Şehri çevreleyen surların kuzeydoğu kenarında bulunan 5 katlı kule 16 m X 13 m oturumunda ve 23 m yüksekliğnde olup yapımında hiç harc kullanılmamıştır.Her katı kendi içinde bölümlere ayrılmış olan kule,yöneticilerin yaşadığı bir mekan olduğu kadar,tehlike anında halkın sığındığı ve şehir hazinesinin korunduğu güvenli bir yer olarak ta kullanılmaktaydı.Kule kapısı üzerindeki yazıttan, İ.Ö. III. Yüzyılın 2. Yarısında Tarkyares tarafından yaptırılmış olduğu anlaşılan kule, geçirdiği yangın sonucu vali Petronius’un emriyle İ.S. III. yy sonlarında onarım görmüştür. Eski paraların üstünde amblem olarak kullanılan bu gözetleme ve barınma kulesi yüksek oluşu nedeniyle bugünkü beldenin ismine de kaynak olmuştur. Uzuncaburç.  

KİLİSELER  Hristiyanlığın bölgeye gelmesiyle, V.yy’da Zeus Tapınağı’ndan dönüştürme kiliseden başka üç kilise daha yapılmıştır.Bunlar, kule yakınındaki Stefanos Kilisesi, nekropoldeki Mezarlık Kilisesi ve tiyatro yanındaki küçük bir kilisedir.Bunlardan çok az kalıntı mevcuttur.

NEKROPOL  Kentin kuzeyindeki bir vadinin iki yamacına yayılmış olan nekropol sahası, hem Helenistik, hem Roma, hem de Bizans dönemlerinde kullanılmış olup kaya oyma çok sayıda mezar vardır.

URA (OLBA)  Uzuncabuç’un 4 km doğusundaki Ura, Helenistik dönemde Olba Krallığı’nın merkez ve önemli bir ticaret şehri idi. Bir tepenin üzerinde kurulmuş bulunan antik kentten günümüze kadar gelebilmiş kalıntılar arasında çeşme binası, su kemeri, evler, tiyatro ve nekropol bulunmaktadır.Buradaki en önemli yapıtlardan biri olan çeşme binası Septimus Severus (İ.S. 193-211) zamanında yaptırılmıştır.Lamus Deresi’nden alınan su kanal, tünel ve akuadüklerde bu çeşmeye akıtılıyordu.Diğer bir önemli eser ise nekropolün bulunduğu vadi üzerinde kurulmuş, 150 m uzunluğunda, 25 m yüksekliğinde dört kemerli akuadüktür. Bu su kemerinin korunması ve çevrenin gözetlenmesi için kuleler inşa edilmiş olması yapının önemini göstermektedir.Antik çeşme ile aynı dönemde yapılmış olan su kemeri,Bizans İmparatoru II.Justin yönetimi sırasında, 566 yılında onarım görmüştür.Çeşmenin yanında bulunan tiyatro binasından bazı oturma basamakları ile sahnenin bir bölümü günümüze dek kalabilmiştir.Olba kentinin oldukça geniş olan nekropol sahasında kaya mezarları ve lahitler görülebilir.  

Kızkalesi
Korikos sahil kalesinin 200 m . açığındaki küçük adacık üzerindeki kaleye "Kızkalesi" denir. Büyük bölümü ayakta olan Kızkalesi'nin kuzey ve güney uçları sekiz kuleyle korunmuştur. Kalenin dış çevre uzunluğu 192 m .dir. Kızkalesi ile sahildeki kale denizden bir yolla bağlanmış, denizden gelecek saldırılara karşı önlem alınmıştı.Karamanoğlu İbrahim Bey tarafından 1448 yılında onarılan Kızkalesi bugün İçel turizminin sembolü haline gelmiştir.

Kızkalesi Efsanesi

Korikos'ta yaşayan Krallardan biri, bir kız çocuğu olsun diye gece gündüz Tanrıya yakarmaktadır. Sonunda dileği yerine gelir ve kız büyüdükçe güzelliği ve yardımseverliği ile herkesin sevgisini kazanır.
Günlerden bir gün kente bir falcı gelir. Kral onu saraya çağırtır, kızının geleceğini öğrenmek ister. Falcı prensesin eline bakınca irkilir ama bir şey söylemez. Kral zorlayınca "Kralım" der, Kızınızı bir yılan sokacak. Bu yazgıyı hiçbir şey bozamayacak der ve siz dahi engel olamıyacaksınız deyip oradan ayrılır. Kral, kıza birşey söylemez ama düşüncelere dalar. Sonunda kıyıya yakın küçük bir adacık üzerinde, ak taşlardan bir kale yaptırmaya karar vererek kaleyi yaptırır ve kızını buraya kapatır. Olan biteni bilmediğinden kızı üzülmekte, günden güne eriyip gitmektedir. Günün birinde saraydan kaleye gönderilen bir üzüm sepetinin içinden çıkan bir yılan kızı sokar ve öldürür.

Korikos Kalesi
Mersin-Erdemli-Silifke karayolunun 60. Km 'sinde Kızkalesi beldesindedir. Roma ve Bizans dönemlerinde yoğun olmak üzere, İslami devirlerde de iskan görmüştür. Nekropol alanından çıkarılan eserlerden burada ilk yerleşimin MÖ 4. yüzyıla ait olduğu anlaşılmıştır. MÖ 1.yüzyılda kendi adına ***ke darbettirmiştir. Herodot bu kenti Gorges adında Kıbrıslı bir prensin kurduğunu yazar. Korikos, Kilikya bölgesinin bir liman kenti olduğundan çok el değiştirmiştir. MÖ 4. yüzyılın sonunda Seleukhos Nikador Silifke kentini kurduğunda, Korikos'u yönetimi altına almıştır. Kent, MS 72 yılında Roma egemenliğine girmiş ve 450 yıl Roma yönetimine bağlı kalmış, bu dönemde tarım alanında büyük bir gelişme göstererek zeytinyağı ihraç merkezi olmuştur.
Bizanslılar zamanında Arap istilalarına karşı etrafı kuvvetli surlarla çevrilmiştir. 13. yüzyılda Kilikya Ermeni Krallıkları döneminde önemli bir icaret limanı olmuş, Ceneviz ve Venedik gemilerinin uyğrak limanı durumuna gelmiştir. Korikos 1448 yılında Karamanoğlu İbrahim Bey tarafından ele geçerilerek, yeniden imar edilmiştir.
Ören yerinde iç ve dış kale kiliseler, sarnıçlar, su kemerleri, kaya mezarları, lahetler ve taş döşemeli Roma yolları kısmen ayakta dır. Adını, adadaki kaleden almaktadır.

Kare planlı kale, içiçe iki sıra surdan oluşmaktadır. Etrafı hendekle çevrilmiştir. Kaleye giriş bugün mevcut olmayan hareketli bir köprüyle sağlanmakta idi. Bugünkü haliyle kale, tipik Orta Çağ mimari özelliklerini yansıtmaktadır.

Ayaş
Mersin'e 55 k. uzaklıkta, Erdemli - Silifke karayolu üzerindedir. Kent önce ada üzerinde kurulmuş, daha sonra Roma ve Bizans döneminde bugünkü Ayaş köyünün bulunduğu yerde gelişmiştir. Başlıca kalıntıları tiyatro, tapınak, liman kompleksi, su deposu ve su kemeri, hamamlar, lahitler, anıt mezarlar ile Bizans döneminden kalma bazilikalardır.

Kapadokya Kralı Arkeolos'un sarayının ada üzerinde olduğu söylenir. Ada ile kara arasında deniz, zamanla dolarak bugünkü duruma gelmiştir.

Kanlı Divane
Kanlıdivane Erdemli-Silifke karayolunun 3 km . kuzeyindedir. Antik çağdaki adı, Kanytelis olan kent büyük bir obruğun etrafına kurulmuştur. Burası Hellenistik, Roma ve Bizans dönemlerinde yerleşim merkezi olarak kullanılmıştır. Hellenistik Kule, bazilikalar ve nekropoller en önemli arkeolojik kalıntılardır.

Helenistik Kule
Şehri çevreleyen surların kuzeydoğu kenarında bulunan 5 katlı kule 16 m X 13 m oturumunda ve 23 m yüksekliğinde olup yapımında hiç harc kullanılmamıştır. Her katı kendi içinde bölümlere ayrılmış olan kule, yöneticilerin yaşadığı bir mekan olduğu kadar, tehlike anında halkın sığındığı ve şehir hazinesinin korunduğu güvenli bir yer olarak ta kullanılmaktaydı.Kule kapısı üzerindeki yazıttan, İ.Ö. III. yüzyılın 2. Yarısında Tarkyares tarafından yaptırılmış olduğu anlaşılan kule, geçirdiği yangın sonucu vali Petronius'un emriyle İ.S. III. yy solarında onarım görmüştür.
Eski paraların üstünde amblem olarak kullanılan bu gözetleme ve barınma kulesi yüksek oluşu nedeniyle bugünkü beldenin ismine de kaynak olmuştur: Uzuncaburç.

ANAMUR
Çukurpınar Mağarası (Düdeni)

Anamur'un kuzeyinde 46 km . uzaklıkta 1880 metre yüksekliktedir. Taşeli platosundaki sugözü yakınında Çukurpınar yaylasındadır. 1990 yılında bulunan ve Türkiye'nin en büyük mağarası olduğu söylenen mağaranın, tahmin edilenden de büyük olabileceği söylenmektedir. Son araştırmalara göre 924 metreye kadar inilmiştir. Mağaracılar tarafından yapılan araştırmalar halen sürdürülmekte olup, şimdiki araştırmalara göre dünyanın ikinci büyük mağarası durumundadır.

Ala Köprü
Dragon çayı üzerinde 1230 yılında Selçuklular tarafından yapılmıştır. Yapımı süren Anamur-Sinop-Atatürk Karayolu bu köprüden geçmektedir.

Mamure Kalesi
Silifke-Anamur karayolu üzerinde, Anamur'un 6 km . güneydoğusunda deniz kenarında yer alan Mamure Kalesi'nin oturumu 23500 m2 .'dir M.S IV. Yüzyılda Romalılar tarafından yapılmış olan kale, sonraları Bizanslılar ve Haçlılar zamanında genişletilmiştir. Selçuklu Sultanı Alaaddin Keykubat tarafından 1221 yılında ele geçirildiği sırada yıkılan kalenin yerine bügünkü kale yapılmıştır. Daha sonra burası; Karamanoğulları ve Osmanlılara geçmiştir.Bir kervansaray görünümünde olan Mamure Kalesi, en iyi korunmuş Anadolu kentlerinden biridir. Kuleler, surlar, mazgalları ile hala ayaktadır. Kalenin beden duvarının üzerinde bulunan tek kitabede 1450 (Karamanoğlu İbrahim Zamanı) tarihi yazılıdır Şikari tarihine göre; "Anamur ve Taşeli'nin Kagırler tarafından zapt ve harap edilmesi üzerine Karamanoğlu Mahmut Bey (1300-1308) 36.000 kişilik ordusuyla düşmanı bozguna uğratıp, kaleyi ele geçirmiş, mamur edip, adını Mamuriye koymuştur." kaydı geçer.

Bir hendekle çevrili bulunan 36 kuleli kale, üst avludan oluşmuştur. Batı avlusunda halen ibadete açık, onarım görmüş tek minareli tarihi bir cami bulunmaktadır. İki bölümden oluşan kalede, iç içe iki sur ve surlar üzerinde kaleyi bütünüyle dolaşan ve bir taraftan bir tarafa geçişi sağlayan burçlar arasında bir yol vardır. Bu yıl üzerinde 35 normal, 4 büyük olmak üzere 39 kule bulunmaktadır.

MUT

Alahan Manastırı
Evliya Çelebi'nin "Ustasının elinden yeni çıkmış gibi duruyor" diye anlattığı Alahan Manastırı Karaman karayolu üzerinde, Mut'un 20 km . kuzeyinde, orman ürünleri deposunun yanından sağa sapılan ve 4- 5 km . içeride Geçimli (Malya) köyü civarındadır. 1000- 1200 m . yükseklikte ve Göksu Vadisine bakan dik bir yamaca oturtulmuştur.
Hristiyanlığın Kapadokya ve Likonya (Konya)' da yayılması sırasında bu yeni dini kabul edenlerin takibe uğraması, inanmayanlar tarafından öldürülme korkusu, Hz. İsa'ya inananları dağlık bölgelerdeki mağara kaya oyuklarında ibadete zorlamıştır. İsa'nın havarilerinden St. Paul ve yine Tarsus'ta yaşamış Hristiyan öncülerinden Barnabas 441 yılında Hıristiyanlığı yaymak için Konya-Kapadokya ve Antalya-Antakya'ya kadar maceralı yolculuklar yapmıştır.
İşte bu iki Hristiyan Aziz'in gezileri sırasında konakladıkları her yerde anılarına mabetler yapılmıştır. Alahan Manastırı bunlardan biridir.
440-442 yıllarında yapılmış olduğu tahmin edilen Alahan Manastır Külliyesi, Batı Kilisesi, Manastır, Doğu Kilisesi, kayalara oyulmuş keşiş odacıkları ve çevredeki mezarlardan oluşmaktadır. Kilise binaları, Ayasofya Müzesi ile ortak mimari özellikleri taşımaktadır. Süslemesinde usta bir taş oymacılığı görülür. İlk kilise korint başlıkla iki dizi sütunla üç nefe ayrılmıştır. Narteksten ana mekana geçilen kapının atkı ve yan dikmeleri kabartmalarla süslüdür. St. Paul, St. Pierre figürlerinden başka bir çelengi taşıyan altışar kanatlı Cebrail, Mikail'in simgesel yaratıkları ezişi, kükreyen aslan, kartal ve öküz sembolleri, incil yazılarının tasvirleri, üzüm salkımları, asma yaprakları ve balık motifleri zengin bir şekilde tasfir edilmiştir.
Kiliselerin doğusundaki geniş avlunun güneyinde dinsel törenlerin yapıldığı dehliz, 11 m . uzunluğunda kemerli ve sütunlu bir galeri şeklindedir. Galerinin ortasında kalabalık kabartma süsleme ile her yanı işli büyük bir niş bulunmaktadı.Galeride apsisli vaftizhane ve karşısında Alahan Manastırının en görkemli yapısı olan mezarlar bulunmaktadır. Bu mezarların kuzey duvarı kayaya yontulmuş, üst örtüsü yoktur. Ana nefin ortası ilginçtir. Burası paye ve sütunlara oturan dört kemerle örtülü kare planlı bir kule biçimindedir. Kuli yukarıda sekizgene dönüştürülmüştür. Kapı çerçevesi süslüdür.
Alahan Manastırının Mezarlarından birinin kitabesinde şöyle yazılmıştır. "Burada çok mümtaz, Flavius Severinus ve Flavius Cadalaippus'un Konsüllüğün'den sonra İndictio'nun 15. Senesinin 13 Şubatında Mukaddes oruçlarının ilk haftasının Salı günü ölmüş olan hatırası mukaddes kurucu T............ yatıyor."
Ayrıca, Maya Köyü yakınlarında vade içinde ve yeraltında kırmızı ve yeşil boyalı "Renkli kilise" vardır. Bu kilise yeni gibi görünmektedir

BOZYAZI

Bozyazı'nın doğusunda, Ayak Köyü sınırları içerisinde bulunan ve halkın Kilise Burnu olarak adlandırdığı sit alanında, sur kalıntıları içerisinde bir sarnıç, bir kilise ve diğer yapı kalıntıları ile surların dışında ikisi yanyana, biri oldukça sağlam olmak üzere İ.S. I. ve II. yüzyıllara ait mezarlar bulunmaktadır.
Antik örenyeri, mevcut dokusuyla Geç Roma, Erken Bizans özelliklerini taşımaktadır.

AYDINCIK
Ayaklı anıtmezar
Kilikya'da, Celenderis'te Dört Ayak olarak anılan, İ.S. II. ve ya III. yüzyıla tarihlenen anıt mezarı Piramidal çatı ile hem Öterkale ve hem Uzuncaburç mezarlarının geleneğini devam ettirir. Piramidal çatılı olan Roma devri mezarlarından Araban - Adıyaman yolu üzerindeki iki örnekte ilginçtir. Anadolu, Suriye ve Filistin dışında kule mezar geleneğine Kuzey Afrika'da, Tunus'ta rastlanır. Tüm bu örnekler Uzuncaburç ve paraleli Helenistik çağ piramidal çatılı kule mezar geleneğinin Roma devrindeki uzantılarıdır. Dört Ayaklı Anıt Mezar iyi korunmuş durumdadır. Roma devri özelliği gösteren yapı iki katlıdır.

Anasayfa  I  Hakkımızda   I  Reklam İletişim  I  Reklam Koşulları  I  Reklam Avantajları  Reklam Fiyatları
Konaklama Tesisleri   I  Restoranlar  I  Yat Turları  I  Acentalar  I  Araç Kiralama

©2009 Mersintatil.com bilgi ve otel tanıtım sitesidir. Tüm konaklama tesisleri ve diğer işletmeler bilgilendirme amaçlı

olup, değişiklik ve bilgi yanlışlıklarından mersintatil.com sorumlu değildir.

Mersintatil.com bir Saygın Ajans kuruluşudur. Sitemizde kullanılan tüm resimler tescillidir lütfen izinsiz kullanmayınız.